KEREM İLE ASLI HİKÂYESİ

1645

KEREM İLE ASLI HİKÂYESİ

Asıl adı Ahmet Mirza olan Kerem, Isfahan Şahının oğludur. Şahın hazinedarlığını yapan Ermeni Keşişinin kızı Aslı ile Kerem birbirlerini severler. Şah Keşişten kızı oğluna ister. Keşiş, bir Müslüman kız vermek istemez. Fakat hükümdarın isteğini reddedemez; bir mühlet ister ve bu mühletin içinde gizlice memleketten kaçar. Kerem de Aslı'nın peşinden yola düşer. İşte, Kerem'in sevdiği kızın ardınca bütün Anadolu'yu baştanbaşa gezmesi böylece başlar.

Kerem artık yanında sadık arkadaşı Sofu (Kerem'in dilinden: Sofu Kardeş), omzunda sazı ile bir "Âşık" olmuştur. Her gittiği yerde, her rastladığına sazıyla ve yanık türküleriyle, Aslı'nın izini sorar, ona haber verenler de olur, vermeyenler de… Bazı defa nehirlere, dağlara, kayalara, dağlardaki hayvanlara derdini döker; yolunu bağlayan karlı, boranlı bellerden yol ister. Onun önüne çıkan engeller, bir defa inkisarına uğradılar mı iflah olmazlar. Kerem aşk ateşinde pişe pişe kemale erer, keramet sahibi olur. Allah onun her dileğini yerine getirir.

Bazı şehirlerde Kerem, Aslı Han'a bir zaman kavuşur. Keşişten habersizce bir müddet birbirlerine sevgilerini anlatırlar, dertlerini dökerler: Erzincan Bağlarında ve Kayseri'de olduğu gibi… Sonunda Kerem Aslı'sının peşinden Halep'e varır. Halep Paşasına kendini sevdirir: Paşa, Keşişi tehdit ederek kızını Kerem'e vermeye razı eder. İki sevdalının nikâhları kıyılır. Fakat kötü ruhlu Keşiş onlara son fenalığı yapar: Kızına sihirli bir gerdeklik gömlek giydirir. Bu gömlek son düğmesine kadar açılır, tekrar kapanır imiş. Kerem sevdiğinin düğmelerini bir türlü çözemez. Yüreğinden kopup gelen ateşle yanar, kül olur. Kerem'in külleri dağılmasın diye bekleyen Aslı Han'ın saçları, küllerin içinde kalmış bir kıvılcımla tutuşur; iki âşığın ancak külleri birbirine kavuşur.

Sevgililerin birbirine kavuşmasıyla sona ermeyen bir macera olduğu için Kerem hikâyesi toy, düğün ve kış geceleri muhabbetlerinde eğlence vasıtası olan halk hikâyeleri arasında, çok sevildiği halde, başından sonuna kadar anlatılmaz, hatta birçok yerlerde bunun anlatılmasını günah sayarlarmış. Kerem Erzurum'da hasta yatarken, Aslı Han'ın üç gün sonra geleceğini haber verirler.

O zaman şu türküyü söyler:

Bir han köşesinde kalmışsam hasta

Gözlerim kapıda kulağım seste

Kendim gurbet elde gönül heveste

Gelme ecel gelme üç gün ara ver

Al benim sevdamı götür yâre ver.

Erzurum dağları duman dildedir

Başım yastıktadır gözüm yoldadır

Aslı hain yârdır adam aldatır

Gelme ecel gelme üç gün ara ver

Al benim sevdamı götür yâre ver.

Erzurum dağları kardır geçilmez

Gizli sırdır her adama açılmaz

Ayrılık şerbeti zehir içilmez

Gelme ecel gelme üç gün ara ver

Al benim sevdamı götür yâre ver.

Felek sen mi kaldın bana gelecek

Akıttın gözyaşım kimler silecek

Kerem'e dediler Aslı'n gelecek

Gelme ecel gelme üç gün ara ver

Al benim sevdamı götür yâre ver.

TAHİR İLE ZÜHRE HİKÂYESİ

Geçmiş zaman ve eski günlerde zengin ve şöhretli bir padişah vardır. Malı, mülkü, askeri kısaca her şeyi vardır Ancak çocuğu olmamaktadır. Doktorlara gitmiş derdine çare bulamamıştır Bunlardan fayda göremeyince kendisini eğlenceye verir ve yaptırdığı bahçeye gidip gelmeye başlar. 

Bir gün veziri ile çarşıda dolaşmaya çıkar."Her kim bana bir altın verirse tanrı onun muradını versin" diyen bir dilenciye para verir. Oradan ayrılıp bahçeye doğru giderler ve bir ağacın altında otururlar İleride bir ağacın altında da yaşlı bir derviş görürler, onun yanına giderler. Derviş "marifetlerim vardır" deyince, padişah gönlünden geçeni bilmesini ister Dervişte padişah ve vezirin çocuğunun olmadığını, evlat istediklerini bilir Bunun üzerine dervişten yardım isterler. Dervişte cebinden bir elma çıkarır ve ikiye böler Bu elmaları yerlerse çocukları olacağını, padişahın kızı, vezirin oğlu olacağını, ama onları ayırmamalarını, evlendirmelerini söyler. Padişah da vezir de çok sevinir Akşam elmayı yerler ve dokuz ay on gün sonra padişahın kızı, vezirin oğlu olur Kızın adını Zühre, oğlanın adını Tahir koyarlar.

Tahir ile Zühre birlikte büyürler. En tanınmış hocalardan ders alırlar ve çok zeki olduklarından her şeyi öğrenirler. Fakat on yaşında Zühre'nin gönlü Tahir'e düşer ve uyurken Tahir'i öper. Tahir çok kızar çünkü kardeş olduklarını sanır Bir gün Zühre Tahir'i yine öper ve Tahir de Zühre'yi döver.  Zühre o kadar üzülür ki Allah'a "Allah'ım benim sevgimin yarısını Tahir'e ver" diye dua eder. Tahir de Zühre'ye âşık olur Bu sefer Zühre kendini naza çeker Ancak kardeş olmadıklarını öğrenen Tahir ile Zühre günden güne bir birine daha çok bağlanırlar Sazlarını alıp birbirlerine türkü söylerler Bunları gören Arap köle padişahın karısına söyler.

Padişah kızını Tahir'le evlendirmenin zamanı geldiğini söyler. Ancak karısı kızının padişah oğluyla evlenmesini istemektedir. Padişah kendi gözleriyle âşıkları görmek ister ve görünce de âşıkları evlendirmeye karar verir.  Bu arada Tahir rüyasında iki kara köpeğin kendisine saldırdığını görür ve rüyası çıkar. Padişahın karısı, padişaha sihirbaz cadının yaptığı şerbeti içirince padişah Tahir'den soğur ve onu saraydan kovar Aşkı ile yanıp tutuşan Tahir, Zühre'nin köşkünün önüne gelerek sitem dolu türküler söyler Zühre de olayları dadısından öğrenir ve her şeyi Tahir'e açıklar. Arap köle bunları görünce yine padişaha haber verir Bu sefer padişah onu Mardin'e sürer.

Mardin'de yedi yıl kalan Tahir bir gün Allah'a dua eder ve onu zindandan kurtarmasını ister. Duası kabul olur zindanın açılan kapısından siyah atıyla Hızır gelir ve onu atına alıp, o uyurken Zühre'nin köşkünün önüne bırakır. Zühre Tahir'i dadısına gönderir O günden sonra her gece gizli gizli buluşup zevk ve sefa eylerler. Fakat bir gün Tahir rüyasında yine kara köpeklerin etrafını sardığını görür.  Rüyası yine çıkar çünkü Arap köle onları yine görmüştür. Bunu padişaha haber verir ve Tahir, üstü açık bir sandıkla Şat suyuna bırakılır.

Şat suyu kenarında da Göl padişahının sarayı vardır Zühre bunu bildiği için Göl padişahının kızına mektup yazar ve göl padişahının kızları da onu bulurlar. Göl padişahın üç kızı da Tahir'i sevmektedir ve bir gün onu paylaşamadıkları için kavga ederken, Tahir bunları duyar ve kaçar Bir çeşme başında dua eder ve uyur.

At sesiyle uyanınca, yanında bir derviş görür Yine ata biner ve gözlerini kapatır.  Derviş "aç" dediği zaman Tahir kendisini Zühre'nin köşkü önünde olduğunu görür.  Dadısına gider Dertleşirler. Bir gün Tahir davul zurna sesleri duyar ve dadısından Zühre'nin evleneceğini öğrenir. Kadın esvabı ile düğüne giderKendini Zühre'ye tanıtır. Ertesi gün Zühre ile anlaşırlar Hamama gitmek için çıkıp kaçmaya karar verirler. 

Ancak Arap köle de kadın kılığına girmiş ve onları görmüştür Arap köle durumu padişaha haber verir. Padişah Tahir'i yakalatır. Mecliste onu ve kızını anmadan üç hane türkü söylerse affedeceğini söyler. Tahir iki haneyi söyler fakat üçüncü hanede Zühre'nin içeri girdiğini görünce onun ismini kullanır. Padişah da onun boynunu vurdurmaya karar verir Cellât Tahir'in boynunu vurmadan Tahir namaz kılıp Allah'a ruhunu alması için dua eder ve hemen ölür. Bunu gören Zühre aklını kaçırır Hekimler çare bulamaz hatta Tahir'in etini yedirmeye çalışırlar ama dadısından bunu öğrenen Zühre'de çok kızar, Tahir'in mezarına gider Allah'a ruhunu alması için dua eder ve ölür. Mezara gelen Arap köle de Zühre'ye âşık olduğu için kendini hançerle öldürür Padişah kızını Tahir'e vermediği için pişman olur ama iş işten geçmiştir.

Bir süre sonra âşıklara mezar yapılır Arap köle de başuçlarına gömülür. Oradan geçenler Zühre'nin mezarında beyaz bir gülfidanı, Tahir'in üzerinde ise kırmızı bir gülfidanı görürler Arap'ın mezarında da kara bir çalı bitmiştir Her sene âşıklar baltalarla o çalıyı keserler ancak çalının yine bittiğini görürler. Ziyaretgah olan mezarı da âşıklar ve bağrı yanıklar sürekli ziyaret ederler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz