Edebi Akımlar

703

Edebi akım: Bir sanatçı grubunun, aynı görüşte olan sanatçıların, bir araya gelerek, belirli bir dönemde sanat ve edebiyat anlayışı çerçevesinde oluşturmuş oldukları edebi hareket ve bu edebi hareket sonucunda ortaya konmuş eserlere denir.

Edebiyat akımlarının oluşmasında toplumsal değişmeler ve gelişmelerin yanında, bilimsel ve teknolojik gelişmeler de etkili olmuştur.  Edebi akımlar genellikle birbirine tepki olarak ortaya çıkmıştır. Edebi akımın temsilcisi durumundaki sanatçılar, edebi akımın temel ilkelerini eserlerinde yayımlamışlardır. Edebi akımlar tüm dünyada aynı anda ortaya çıkmamıştır. İtalya’da, İngiltere’de vb. ülkelerde ilk defa çıkan bu akımlar bazen elli yıl kadar sonra diğer Avrupa ülkelerine yayılmış. Daha sonra da ülkemiz sanatçıları tarafından da benimsenmiştir.

Avrupa’da edebi akımlar başlamasına zemin hazırlayan iki önemli düşünce ve sanat anlayışı Hümanizm ve Rönesans olmuştur.

HÜMANİZM

Yunan ve Latin edebiyatı temel almaktadır.

Hümanizmin temel ilkesi insana değer vermektir.

Antik kültürün sanat anlayışına bağlanma şeklinde tanımlanabilir.

Hür düşünce, aklın önderliği ve eleştirel bakış gibi kavramlar üzerinde durulmaya başlanmıştır.

Dante Hümanizm ilk temsilcilerinden sayılmaktadır.

Baccio, Montaigne, Cervantes, William Shakespare tanınmış hümanistlerdir.

KLASİSİZM

17.yy ikinci yarısında Fransa’da ortaya çıkan edebiyat akımıdır.

Antik Yunan eser ve sanatçıları örnek almışlardır.

Aklı ve sağduyuyu her şeyin üstünde tutarlar.

Tabiat / doğa, insan tabiatı olarak ele alırlar. Dış tabiatla ilgilenmezler.

Kahramanları seçkin kişilerdir. Sıradan insanlara eserlerinde yer vermezler.

Klasik eserlerde kahramanlar her yönü ile ele alınmaz. Önemli olan kahramanın mükemmel yönüdür. İdeal insanı ortaya koymaya çalışırlar.

Önemli olan konu değil konunun işleniş biçimidir.

Ahlak ve erdem her şeyin üstündedir. Akıl tutkuları kontrol etmektedir.

Dil kusursuzdur. Sıradan söyleyişleri ve kelimeleri kullanmaktan kaçınmış, soylu bir dil kullanmaya çalışmışlardır.

Sanat için sanat görüşünü savunurlar.

Sanatçı eserde kendini gizler.

Eserlerde biçim kusursuzluğuna ve mükemmelliğe büyük önem vermişlerdir.

Tiyatroda üç birlik kuralına uyulur.(olay, zaman, mekân)

Tiyatroda vurma, kırma, öldürme gibi hoş olmayan olaylar sahnede canlandırılmaz, Sahne gerisinden izleyicilere hissettirilir.

Bu akımın en önemli temsilcileri: Corneille, Racine, La Fontaine, Moliere, La Bruyere, John Milton, Fenelon

*Türk edebiyatında ise Şinasi ve Ahmet Vefik Paşa’dır.



ROMANTİZM

Fransa’da 1830 yıllarında klasizme tepki olarak doğmuştur.

Romantizm akımı farklı zamanlarda olsa da Batı toplumunun tamamında görülmüştür.

Klasik edebiyattaki akıl ve sağduyunu yerini hayal ve duygular almıştır.

Konular eski Yunan ve Latin edebiyatı yerine Hıristiyanlıktan tarihten ve günlük yaşamından almışlardır.

Akıl yerine duygulara ve hayallere önem vermişlerdir.

Eserlerinde üslup kaygısı duymamışlardır. Sıradan söyleyişler, sıradan insanlar eserlere girmiştir.

Sanatçılar kendi eserlerinin kişiliklerini gizlemezler. Eserlerde taraf tuttuklarını belli ederler.

Sanat toplum içindir görüşünü benimsemişler. Eserlerinde toplum sorunlarını işleyerek topluma yön vermeye çalışmışlardır.

Tabiat önemlidir. Klasiklerin insan doğası yerine tabiata yönelmişlerdir. Gözlem ve tasvire önem verilir.

Konular işlenirken iyi, kötü, doğru, yanlış gibi karşıtlıklardan yararlanmışlardır.

Tiyatroda üç birlik kuralı terk edilmiştir.

Temsilcileri: J. J. Rousseau, Lord Byron, Goethe, Schiller, Chateaubriand, Lamartine, Victor Hugo, Aleksandre Dumas Pere, Alfred de Musset, Aleksandre Puşkin.

*Türk edebiyatında ise Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Abdülhak Hamit Tarhan, Recaizade Mahmut Ekrem (şiirde)

REALİZM

19.yy’ın ikinci yarısında Fransa’da romantizme tepki olarak doğmuştur.

Gerçek anlamına gelen Fransızca “realite” kelimesinden türetilmiştir. Amaç eserlerde gerçeği olduğu gibi aktarmaktır.

Gerçeği aktarabilmek için en önemli araç “gözlem”dir.

Gerçeği aktarırken iyi-kötü, güzel-çirkin ayrımı yapmazlar.

Konu gerçekten alınır. Olay ve kişiler yaşanan ve yaşayan kişilerin benzerleridir.

Kahramanların ruh hallerini etkileyen, kişiliklerini oluşturan çevredir. Bu yüzden çevrenin tanıtılmasına önem verilmiştir.

His ve hayale kapılmadan toplum gerçeklerini olduğu gibi yansıtır.

Sanat için sanat görüşünü savunurlar.

Hikâye ve Romanda uygulanır.

Realist yazarlar eserlerinde kişiliklerini gizlerler.

Anlatımda üsluba, sözcük seçimine özen gösterirler.

Temsilcileri: Gustave Flaubert, Stendhal, Daniel Defoe, Charles Dickens, Hemingway, Mark Twain, Turgenyev, Anton Çehov, Gorki, Honore de Balzac,Nikolay Gogol, Tolstoy, Dostoyevski.

*Türk edebiyatında ise; Recaizade Mahmut Ekrem (roman ve öyküde), Samipaşazade Sezai, Mehmet Akif Ersoy, Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Ömer Seyfettin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Halide Edip Adıvar.

Edebiyatımızda realizmin ilk izleri Samipaşazade Sezai’nin Sergüzeşt adlı eserinde görülür. İlk realist roman olarak Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası adlı romanı kabul edilir.

NATÜRALİZM

Gözlem ile bilimsel deneyi birlikte ele alan edebi akımdır.

Realizm ile çoğu yönden aynı olsa da gerçekçilik açısından realizmin bir aşama ilerisi kabul edilir.

Determinizm anlayışını romana getirmiştir. Determinizme göre tabiat olaylarında aynı sebepler aynı sonucu doğurur. Natüralistler, Determinizmi topluma ve insan uygulamışlardır.

Toplum büyük bir laboratuar, insan deney konusu, sanatçı da bilgin sayıldı.

İnsan kişiliğini anlatabilmek için soya çekim yasalarından ve toplum biliminden yararlandılar.

Realizmde olduğu gibi kişinin oluşmasında çevrenin büyük etkisi vardır.

Romanlarda kahramanların portreleri ince ayrıntılarına kadar verilir.

Yazar eserde kişiliğini gizler.

Eserlerinde hayatı bütün yönüyle anlatırlar.

Dil her seviyedeki insanın anlayabileceği bir düzeyde tutulmuştur.

Sanat toplum içindir anlayışı doğrultusunda eserler verilmiştir.

Temsilcileri: Emile Zola, Ernest Hemingway, Guy De Maupassant, Alphonse Daudet, John Steinbeck,

*Türk edebiyatında ise; Hüseyin Rahmi Gürpınar, Nabizade Nazım, Beşir Fuat



PARNASİZM

Parnasizm, şiirde gerçekçiliktir. Romanda gelişen realizm ve natüralizm akımının şiirdeki karşılığıdır.

Romantik şiir anlayışına tepki olarak 19. yüzyılda Fransa’da ortaya çıkmıştır.

Doğal güzelliğe ve tarihin farklı dönemlerini tasvirci anlayışla yansıtmayı seçmişlerdir. Sanat sanat içindir ilkesini savunmuştur.

Nesneleri dış görünüşünü aktarmışlardır.

Biçim mükemmelliği esas almışlardır.

Kelimeler seçilerek kullanılır. Kelimelerin sıralayışı ve ahenk önemlidir.

Kafiye ve Redife önem verilir.

Parnasyenler eski Yunan mitolojisine ilgi duymuşlardır.

Temsilcileri: Theophille Gautier, Theodore Banville, Jose Maria de Heredia, Leconte de Liste, Francois Coppee, Sully Prudhomme.

*Türk edebiyatında ise; Tevfik Fikret, Cenap Sahabettin, Yahya Kemal

SEMBOLİZM

19.yy’ın son çeyreğinde parnasizme tepki olarak ortaya çıkmıştır.

Sembolistlere göre: Gerçekleri olduğu gibi anlatmanın imkânı yoktur. Duyularımız dış dünyayı içinde bulunduğumuz ruh haline göre algılar. Dış dünyayı değil izlenimlerimizi anlatabiliriz.

Anlatımda sözlerin sözlük anlamını bırakmışlar sembollerle, çağrışımlarla yüklü bir dil oluşturmaya çalışmışlardır.

Şiirde anlam kapalılığını savunmuşlardır.

Şiirde açıkça söylemek yerine okura telkinlerde bulunmaya, anlamı ve duyguyu okura bırakmayı tercih etmişlerdir.

Şiir anlaşılmak için değil hissedilmek içindir.

Şiirde alaca karanlık üzüntü ve ay ışığı, gün doğumu, gün batımı gibi belli belirsiz varlıklar görüntüleri yansıtırlar.

Şiirde musiki her şeyden önce musiki ilkesini savunmuşlar ritme önem vermişlerdir.

Sanat için sanat anlayışına bağlılardır.

Dil herkesin anlayacağı seviyede değil oldukça ağırdır.

Şiirin klasik kalıplarını değiştirmişlerdir.

Temsilcileri: Baudelaire, Mallarme, Paul Valery, Edgar Allan Poe, Arthur Rimbaud, Paul Verlaine,

*Türk edebiyatında ise; Ahmet Haşim, Cenap Şahabettin, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dıranas,

SÜRREALİZM (GERÇEK ÜSTÜCÜLÜK)

Gerçek üstücülük anlamına gelen sürrealizm, Sigmund Freud’un kuramları üzerine kurulmuştur. Freud’a göre, insanın dış dünyadan edindiği alışkanlıklar, istekler bilinçaltında toplanır. Bu istekler düş, rüya, yoluyla ortaya çıkar.

Akımın kurucusu olan Andre Breton bu akımı şöyle tanımlamıştır: “Gerçeküstücülük, ister söz, ister yazı ile ya da başka bir yolla, düşüncenin gerçek işleyişini ortaya çıkarmak için başvurulan, içinden geldiği gibi yazma yöntemidir. Bu, aklın denetimi olmaksızın (rüyada olduğu gibi) her türlü estetik ve ahlak kaygısı dışında düşüncenin yazılışıdır.”

Hipnotize edilmiş insanlara söyleterek şiir oluşturmaya çalışmışlardır.

Akıl ve mantığı devre dışı bırakarak bilinçaltı inmeye çalışmışlardır.

Bilinçaltının gizli yanlarını serbest çağrışım yolu ile ortaya çıkarmaya çalışmışlardır.

Sürrealistler, akla karşı ayaklanma görüşünden hareket ederek bilinçaltının karanlık ve karmakarışık dünyasını sanata dökmeyi amaç edinmişlerdir.

Türk edebiyatında I. Yeniciler ve II. Yeniciler sürrealizm akımından etkilenmişlerdir.

Temsilcileri: Andre Breton, Louis Aragon, Paul Eluard, Philippe Soupault, Rene Char

* Türk edebiyatında; Orhan Veli Melih Cevdet Anday, Oktay Rıfat Horozcu, Cemal Süreyya, İlhan Berk

EMPRESYONİZM (İZLENİMCİLİK)

19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkmış, Fransa’da gelişmiş; daha çok; edebiyatta, resimde, müzikte etkisini göstermiştir.

Empresyonistler, dış dünyanın insan üzerinde uyandırdığı izlenimleri anlatma amacını gütmüşlerdir.

Yapıtlarında kendi iç dünyalarını dile getirdikleri için, çevreyi saran evrene ve dış dünyaya karşı ilgisizdirler.

Sanatçılar, yapıtlarında, dış dünyada gördüklerinin gerçek yönünü değil; “kendilerinde uyandırdığı izlenimleri” anlatmışlardır.

Dünya edebiyatında temsilcileri: Rainer Maria Rilke, Paul Verlaine, Arthur Rimbaud

Türk Edebiyatında ise Ahmet Haşim’in şiirlerinde Empesyonizmin etkisi olduğu kabul edilir.

EKSPRESYONİZM (DIŞAVURUMCULUK)

Gerçekler her insana göre değişik olduğu için önemli olanı sanatçının kişiliğini ve gerçekleri kendine göre dile getirmesidir.

Sanatçılar, kendi içlerine kapanıp kendilerini gözlemlemiş, iç gözleme önem vermişlerdir.

Bireyin en gizli yönlerini açığa vuran bir anlatım yolu kullanılmıştır.

Dünya edebiyatında başlıca temsilcileri: Franz Kafka, Thomas Stearns Eliot, James Joyce

KÜBİZM

Empresyonizme tepki olarak ortaya çıkmış ve daha çok, resimde kendini göstermiştir. Picasso ve Salvador Dali kübizmin resim sanatındaki temsilcileridir.

Akıl yerine düş gücünü ön planda tutmuşlardır.

Varlığın, dış görünüşüyle birlikte iç dünyasının betimlenmesi amaçlanmıştır.

Şiir şeklinde her türlü yeniliğe açık olma, noktalama işaretlerini kullanmama edebiyattaki ilkeleri arasındadır.

Dünya edebiyatında temsilcileri: Apollinaire, Max Jacob, Jean Cocteau, Blaise Cendrars

FÜTÜRİZM (GELECEKÇİLİK)

20. yüzyılda ortaya çıkmış, makineyi ve hızı edebiyata taşıyan edebiyat akımıdır.

“Geçmişten kopuşu, yenilik ve değişikliğe yönelişi” ilke edinmiştir.

20.yy. başında Marinetti tarafından kurulmuştur.

Geçmişin sanat değerlerini bırakmalı ve yeni anlatım biçimleri bulmalı.

Sanayi çağının hızını ve değişimini sanata yansıtmaya çalışmışlardır.

Temsilcileri: Marinetti ve Mayakovski

*Türk edebiyatında ise: Nazım Hikmet

EGZİSTANSİYALİZM ( VAROLUŞÇULUK)

Egzistansiyalizm, kökü İlkçağ Yunan felsefesine kadar uzanan bir felsefe sistemidir. İkinci Dünya Savaşı’nın son yıllarında bağımsız bir felsefe olarak ortaya çıkmıştır. Felsefe ve edebiyat alanında en önemli temsilcisi ve kurucusu Jean Paul Sartre’dır. Bu akıma göre, insan kendi özünü kendisi seçer. Bu görüş şöyle özetlenebilir: “Var” olma “öz”den önce gelir; yani, insan önce dünyaya gelir, var olur, ondan sonra olmak istediği gibi olur. Egzistansiyalizmin bu anlayışı, Nietzsche nin, “Her insan, tarihte eşi bir daha tekrarlanmayacak biricik harikadır.” sözünde, özlü ifadesini bulur.

Var olmayı her şeyden önce görenlerdir. Bu akıma var oluşçuluk da denir.

İnsan kendi değerlerini kendi oluşturabileceğini bilmelidir.

İnsan bütünüyle özgür olmalıdır.

Temsilcileri: Jean Paul Sartre, Albert Camus, Andre Gide, Samuel Beckett, Franz Kafka

DADAİZM

20. yüzyılın ilk çeyreğinde Tristan Tzara adlı gencin etrafında toplanan bir grup şair; “dada” sözcüğünü, kurmak istedikleri akıma ad olarak seçmiş ve dadaizmi kurmuşlardır. Fransızca bir sözcük olan dada, çocukların binerek oynadıkları “ağaç parçası, tahta at” anlamına gelir. Düzensiz sözcük ve imgelerin kullanıldığı bu akım, Birinci Dünya Savaşı’nın getirdiği yıkıcı ortamda düş kırıklığına uğrayan aydın ve sanatçıların bir başkaldırısı olarak doğmuştur. Bir başka deyişle iki dünya savaşı arasında varlık gösteren ve toplumu uyuşukluktan kurtarma çabası güden bir harekettir.

Aklın hiçbir değerinin olmadığı söylenmiş, hiçbir şeyin doğruluğuna ve varlığına inanılmamış, her şeye kuşkuyla bakılmıştır.

Dil ve estetik kuralları bir yana bırakılarak kuralsızlık ilkesi benimsenmiştir.

Kelimeleri rasgele kullanmak suretiyle oluşan şiirlere denir.

Temsilcileri: Tristan Tzara, Breton, Aragon

Boşluk Doldurma Etkinliği