TANZİMAT DÖNEMİ ŞİİRİ

64

Tanzimat dönemi şiiri 1860-1896 yılları arasını kapsayan batılılaşma, yenileşme sürecinin adıdır.

Tanzimat dönemi şiirini birinci dönem ve ikinci dönem olmak üzere ikiye ayrılır.

I. DÖNEM TANZİMAT ŞİİRİ

“Sanat toplum içindir.” anlayışıyla eserler verilmiştir. Toplumun batıdaki gelişmelerden, yeniliklerden medeniyetten yararlanması istenmiş, bu gelişmeler sanat aracılığıyla topluma ulaştırılmaya çalışılmıştır.

Divan edebiyatında kullanılan nazım şekilleri, nazım birimi, ölçü kısacası şiirin şekil özellikleri bu dönemde de aynen devam etmiştir.

Şiirde aruz ölçüsü kullanılmaya devam edilmiştir.

Şiirde şekilde bir değişiklik olmazken içerikte yani konuda büyük değişiklikler meydana gelmiştir.

O zamana dek şiirimizde görülmeyen devlet, hukuk, hürriyet, eşitlik, vatan, millet…“ gibi konular şiirlerde yer almaya başlamıştır.

Şiirde konu bütünlüğü önemsenmiş, divan edebiyatındaki parça güzelliği yerini bütün güzelliğine bırakmıştır.

Divan şiirinde bugüne kadar daha çok yüksek zümreye seslenen, soyut ve bireysel konular ele alınmıştır. Bu dönemde ise daha çok somut, gerçek yaşam şiire sokulmaya çalışılmış, halka ulaşma hedeflenmiştir.

Dilde sadeleşme çalışmaları yapılmış, yeterince başarı sağlanamamıştır.

Şiirlerde üsluptan çok içerik önemsenmiş, sanatsal üslûp terk edilmiştir.

Kafiye göz içindir anlayışı bu dönemde de devam etmiştir.

Bu dönem şiirinin en önemli isimleri Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa olmuştur

I. DÖNEM TANZİMAT ŞİİRİ TEMSİLCİLERİ

Şinasi (1826-1871)

  • Yaptığı yenilikler ve başlattığı çalışmalarla Tanzimat Dönemi edebiyatının öncüsü kabul edilir.
  • İlk özel gazete olan Tercüman-ı Ahval’i 1860 yılında Agah Efendi ile birlikte çıkarmıştır. Daha sonra Tasvir-i Efkar gazetesini de çıkarmıştır.
  • La Fonten’den ve Lamartine’den şiirler çevirmiş, Tercüme-i Manzume adıyla yayınlamıştır.
  • Şiirlerinde “kanun, hak, akıl, adalet, medeniyet” gibi kavramlar üzerinde sıkça durmuştur.
  • Klasizm akımından etkilenmiş, bu türde eserler vermiştir.
  • Edebiyatımızda yayımlanan ilk tiyatro eseri olan Şair Evlenmesi’ni kaleme almıştır.

Eserleri

  • Müntehabat-ı Eşar. (Şiir)
  • Tercümeyi manzume (şiir çevirisi)
  • Şair evlenmesi (tiyatro)
  • Duru bu emsali Osmaniye (atasözleri)
  • Tercümanı ahval, Tasvir-i efkar (Gazete)
  • Tercümanı ahval Mukaddimesi (makale)


Namık Kemal (1840-1888)

  • Şiir, roman, tiyatro, anı, makale, eleştiri, tarih gibi türlerde eserler vermiş çok yönlü bir sanatçımızdır.
  • Tanzimat şiirinin en coşkulu, en heyecanlı sanatçısıdır.
  • Şiirlerinde ve yazılarında vatan konulu yazılarından ötürü  .“Vatan Şairi” ve “Hürriyet Şairi” olarak tanınmıştır
  • Eski nazım biçimlerini kullanarak şiirimizde vatan, hürriyet, millet, hak gibi yeni kavramları kullanmaya başlamıştır.
  • Namık Kemal şiirlerinde romantizm akımının etkisinde kalmıştır.
  • Şiirlerinde toplumsal konulara ağırlık vermiştir.
  • Divan şiirini şiddetle eleştiren Namık Kemal şiirlerini Divan Edebiyatı nazım şekilleriyle kaleme almıştır.
  • Tiyatroyu “faydalı bir eğlence”, ” büyüklerin mektebi” olarak gören Namık Kemal’in yazdığı altı tane tiyatro eseri vardır.
  • Vatan Şarkısı, Vatan Türküsü, Vaveyla, Hürriyet Kasidesi başta olmak üzere çok sayıda şiirleri vardır.

Eserleri:

  • Romanları: İntibah (ilk edebi roman) Cezmi (ilk tarihi roman)
  • Gazete: Tasvir-i Efkar, Hürriyet, İbret
  • Eleştiri: İrfan Paşa’ya Mektuplar, Tahrib-i Harabat, Takip, Renan Müdafaanamesi, Mukaddime-i Celal
  • Tiyatro: Vatan Yahut Silistre, Celalettin Harzemşah, kara Bela, Gülnihal, Zavallı Çocuk, Akif Bey
  • Tarih: Devr-i İstila, Evrak-ı Perişan, Kanije Muhasarası, Silistre Muhasarası, Tercüme-i Hal-i Emir Nevruz, Barika-i Zafer

HÜRRİYET KASİDESİ  

1. Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selametten
Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten

1. Çağın değer yargılarını doğruluktan ve samimiyetten sapmış görerek kendi arzumuz ve saygınlığımız ile devlet  kapısından ayrıldık.

2. Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten 
Mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez ianetten

 2.Kendini insan bilenler halka hizmet etmekten usanmaz, mürüvvet sahibi olanlar zavallılara yardım etmekten kaçınmaz.

3. Hakir olduysa millet şanına noksan gelir sanma 
Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr ü kıymetten

3.Eğer millet, hor görülmüşse onun şanına bir eksiklik geleceğini sanma; yere düşmekle cevher, değerinden özünden birşey kaybetmez.

4. Vücudun kim hamir-i mâyesi hâk-i vatandandır 
Ne gam rah-ı vatanda hak olursa cevr ü mihnetten

4.Vücudun mayası, vatan toprağıdır; bu vücut, acı ve sıkıntı içinde vatan yolunda toprak olursa, en küçük bir üzüntü duyulmaz.

5. Muini zalimin dünyada erbab-ı denaettir 
Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten

5.Dünyada zalimin yardımcısı, aşağılık kimselerdir; insafsız avcıya hizmetten zevk alan ancak köpektir.

6. Hemen bir feyz-i baki terk eder bir zevk-i faniye 
Hayatın kadrini âli bilenler hüsn-i şöhretten

6.Hayatın değerini iyi şöhretten yüksek tutanlar, edebî bir feyzi geçici zevk için terk ederler.

7. Nedendir halkta tul-i hayata bunca rağbetler 
Nedir insana bilmem menfaat hıfz-ı emanetten

7.Halk arasında ömür uzunluğuna bunca düşkünlük nedendir? Emaneti korumaktan insanın menfaati nedir bilmem!

8. Cihanda kendini her ferdden alçak görür ol kim 
Utanmaz kendi nefsinden de ar eyler melametten

8. Cihanda kendini her fertten alçak gören kişi ayıplanmaktan utanır fakat kendi nefsinden utanmaz.

9. Felekten intikam almak demektir ehl-i idrake 
Edip tezyid-i gayret müstefid olmak nedametten

9. Akıllı ve bilinçli olanların, yaptıklarından pişman olup çalışmalarını artırması ve bunlardan ders alması, felekten intikam almak demektir.

10. Durup ahkam-ı nusret ittihad-ı kalb-i millette 
Çıkar asar-ı rahmet ihtilaf-ı rey-i ümmetten

10. Başarının, üstünlüğün değeri, milletin gönül birliğinde durur; koruma ve kollama eserleri ise ümmetin düşüncesinin çarpışması ile çıkar.

11. Eder tedvir-i alem bir mekînin kuvve-i azmi 
Cihan titrer sebat-ı pay-ı erbab-ı metanetten

11.İktidar sahibi bir kişinin azim gücü, dünyanın bir düzene girmesini sağlar; metanet sahibi kişilerin ayaklarını sağlam basması ile cihan titrer.

12. Kaza her feyzini her lutfunu bir vakt için saklar 
Fütur etme sakın milletteki za’f u betaetten

12.Kader, her feyzini, her lütfunu bir zaman için saklar; milletteki gevşeklikten, zayıflıktan sakın korkma!

13. Değildir şîr-i der-zencire töhmet acz-i akdamı 
Felekte baht utansın bi-nasib- erbab-ı himmetten

13.Zincire vurulmuş aslana ayaklarının güçsüzlüğü töhmet değildir; bu dünyada nasipsiz himmet sahiplerinden talih utansın.

14. Ziya dûr ise evc-i rif’atinden iztırâridir 
hicâb etsin tabiat yerde kalmış kabiliyetten

14.Işık yüksekliğin doruğundan uzaksa çaresizliktendir; tabiat yerde sürünen kabiliyetten utansın.

15. Biz ol nesl-i kerîm-i dûde-i Osmaniyânız kim 
Muhammerdir serâpâ mâyemiz hûn-ı hamiyetten

15.Biz o Osmanlılar boyunun ulu soyundanız; mayamız, bütünüyle şehadet kanıyla karılmıştır.

16. Biz ol âl-i himem erbâb-ı cidd ü içtihâdız kim 
Cihangirâne bir devlet çıkardık bir aşiretten

16.Biz o yüce hamiyetli, çalışkan ve güçlü kişileriz ki bir küçük aşiretten dünyaya hükmeden bir devlet meydana getirdik.

17. Biz ol ulvi-nihâdânız ki meydân-ı hamiyette 
Bize hâk-i mezar ehven gelir hâk-i mezelletten

17.Biz o yüce yaradılışlı milletiz ki hamiyet meydanında ayaklar altında toprak olmaktan bize ölüm daha iyi gelir.

18. Ne gam pür âteş-i hevl olsa da gavgâ-yı hürriyet 
Kaçar mı merd olan bir can için meydân-ı gayretten

18.Hürriyet mücadelesi korkulu ateş olsa ne dert, yiğit olan bir insan gayret meydanından kaçar mı?

19. Kemend-i can-güdâz-ı ejder-i kahr olsa cellâdın 
Müreccahtır yine bin kerre zencîr-i esâretten

19.Cellâdın can yakan kemendi acımasız bir ejder bile olsa, yine bin defa esaret zincirinden daha iyidir.

20. Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin 
Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azîmetten

20.Felek her türlü eziyet yollarını toplasın gelsin, millet yolunda hizmetten dönersem kahpeyim.

21. Anılsın mesleğimde çektiğim cevr ü meşakkatler 
Ki ednâ zevki aladır vezâretten sadâretten

21.Bu yolda çektiğim acılar, sıkıntılar anılsın; bunun en basit zevki bile vezirlikten, sadrazamlıktan daha iyidir, yücedir.

22. Vatan bir bî-vefâ nâzende-i tannâza dönmüş kim 
Ayırmaz sâdıkân-ı aşkını âlâm-ı gurbetten

22.Vatan, bir vefasız alaycı sevgiliye dönmüş, aşkına bağlı olanları gurbet acılarından ayırmıyor.

23. Müberrâyım recâ vü havfden indimde âlidir 
Vazifem menfaatten hakkım agrâz-ı hükümetten

23.Korkudan, yalvarma yakarmadan uzağım; benim yanımda görevim menfaatimden, hakkım hükûmetin kötü niyetlerinden daha üstündür.

24. Civânmerdân-ı milletle hazer gavgâdan ye bidâd 
Erir şemşîr-i zulmün âteş-i hûn-i hamiyetten

24.Ey zalim! Milletin yiğitleriyle mücadeleden sakın; senin zulmünün kılıcı hamiyet kanının ateşi karşısında erir.

25. Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet 
Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten

25.Zulüm ile, işkence ile hürriyeti ortadan kaldırmak ne mümkün; eğer kendinde bir güç görüyorsan insanoğlundan idraki kaldırmaya çalış.

26. Gönülde cevher-i elmâsa benzer cevher-i gayret 
Ezilmez şiddet-i tazyikten te’sir-i sıkletten

26.Gönülde çalışma gevheri, elmas cevherine benzer; ağırlığın tesirinden, baskının şiddetinden ezilmez.

27. Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet 
Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten

27.Ey hürriyetin güzel yüzü, sen ne büyüleyici imişsin. gerçi esaretten kurtulduk derken senin aşkının esiri olduk.

28. Senindir şimdi cezb-i kalbe kudret setr-i hüsn etme 
Cemâlin ta ebed dûr olmasın enzâr-ı ümmetten

28.Şimdi kalbi fethedecek güç sendedir, güzelliğini gizleme; güzelliğin, milletin nazarlarından ebediyete kadar uzak kalmasın.

29. Ne yâr-ı cân imişsin ah ey ümmid-i istikbâl 
Cihanı sensin azad eyleyen bin ye’s ü mihnetten

29.Ey geleceğin umudu, sen ne can dostuymuşsun; dünyayı bütün üzüntü ve sıkıntılarından kurtaran sensin.

30. Senindir devr-i devlet hükmünü dünyaya infâz et 
Hüdâ ikbâlini hıfzeylesin hür türlü âfetten

30.Hükmetme çağı senindir, hükmünü dünyaya geçir; allah yüceliğini her türlü belâlardan korusun.

31. Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar 
Uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu hâb-ı gafletten

31.Ey yaralı kükreyen aslan, senin gezdiğin güzel sahralar zulmün köpeklerine kaldı, artık gaflet uykusundan uyan!

VATAN ŞARKISI 

Âmâlimiz efkârımız ikbâl-i vatandır 
Serhadimize kal’a bizim hâk-i bendedir
Osmanlılarız ziynetimiz kanlı kefendir
Gavgâda şehdetle bütün kâm alırız biz
Osmanlılarız can verir nâm alırız biz

Kan ile kılıçtır görünen bayrağımızda 
Can korkusu geçmez ovamızda dağımızda
Her gûşede bir şir yatar toprağımızda
Gavgâda şehdetle bütün kâm alırız biz
Osmanlılarız can verir nâm alırız biz

Top patlasın ateşleri etrafa saçılsın 
Cennet kapusu can veren ihvâna açılsın
Dünyada ne bulduk ki ölümden de kaçılsın
Gavgâda şehdetle bütün kâm alırız biz
Osmanlılarız can verir nâm alırız biz
 


VAVEYLA

Nefta 1

Feminin rengi aksedip tenine
Yeni açmış güle misal olmuş
İn’itafiyle bak! ne al olmuş!
Serv-i simin safalı gerdenine
Bu letafetle ol nihal-i revan
Giriyor göz yumunca rü’yama
Benziyor aynı, kendi hülyama
Bu tasavvur dokundu sevdama
Ah böyle gezer mi hiç canan?
Gül değil arkasında kanlı kefen
Sen misin sen misin ey garib vatan!

Nefta 2

Bu güzellikte hiç bu çağında
Yakışır mıydı boynuna o kefen?
Cisminin her mesamı yare iken
Tuttun evladını kucağında
Sen gider isen bizi kalır sanma
Şühedan oldu mevt ile handan
Sağ kalanlar durur mu hiç giryan?
Tende yaştan ziyadedir al kan
Söyleyen söylesin sen aldanma!
Sen gidersen bütün helak oluruz
Koynuna can atar da hak oluruz

Nefta 3

Git vatan! Kabe’de siyaha bürün
Bir kolun Ravza-i Nebi’ye uzat
Birini Kerbela’da Meşhed’e at
Kainatta o hey’etinle görün!
Bu temaşaya Hak da aşık olur
Göze bir alem eyliyor izhar
Ki cihanda büyük letafeti var
O letafet olunsa ger inkar
Mezhebimce demek muvafık olur
Aç vatan göğsünü İlah’ına aç!
Şühedanı çıkar da ortaya saç!

Nefta 4

De ki Yâ Râb bu Hüseyn’indir
Şu mubârek Habîb-i zî-şânın
Şu kefensiz yatan şehîdânın
Kimi Bedr-in kimi Hüneyn’indir
Tazelensin mi kanlı yâreleri?
Mey dökülsün mü kabr-i eshâba?
Yakışır mı sanem bu mihrâba?
Haç mı konsun bedel şu mîzâba?
Dininin kalmasın mı bir eseri?
Adem evlâdı bir takım cânî
Senden alsın mı sâr-ı şeytânî?

ZİYA PAŞA

  • Ziya Paşa, Tanzimat dönemi Türk edebiyatının önemli şahsiyetlerinden birisidir.
  • Bu dönemde yaşanan eski yeni ikilemi en iyi yansıtan şair Ziya Paşa’dır. Doğu kültür ve medeniyeti il batı medeniyeti arasında yaşanılan ikilemi Ziya Paşa bizzat yaşamış, bir zaman batıyı överken bir zaman da doğu medeniyetini övmeye başlamıştır.
  • Eserlerinde hikmetlere, özlü sözlere, bilge bir adamdan çıkmış sözlere sıkça rastlanır.
  • Eserlerinde sıklıkla işlediği bireysel muhalefet görülür. Ali Paşa’yı acımasız bir şekilde eleştirmiştir.
  • Ziya Paşa, düşünceleri itibariyle eski edebiyat anlayışı ile yeni edebiyat anlayışı arasında gidip gelmiştir.
  • Önce Halk Edebiyatını övüp Divan Edebiyatını sert bir dille eleştirirken daha sonra tam tersi düşüncelere sahip olmuştur. Bu görüşlerinden dolayı Namık Kemal’in “Tahrib-i Harabat ve “Takip” adlı eserleri ile şiddetle eleştirilmiştir.
  • Muhteva bakımından onun şiirinde kendi döneminin Batı düşünce, bilim, kültür ve edebiyatının bazı izlerini görmek mümkündür.
  • Doğu hikmeti ve edebiyatı ile Batı felsefesi ve edebiyatı, serbest akıl ile mutlak iman, rindlikle sosyal sorumluluk, ümitle ümitsizlik arasında gider gelir.
  • Ziya Paşa, Batı’nın güzelliklerini almayı savunur; ancak körü körüne Batı taklitçiliğine şiddetle karşıdır.
  • Müslüman bir Türk şairi ve devlet adamı kimliği her zaman ön planda tutmayı tercih etmiştir. Milli ve manevi değerler karşısında duyarsız kalanlara sert tepki göstermiştir.
  • Geleneksel divan şiiri nazım şekillerine, aruz veznine, dil ve üslup anlayışına bağlı kalmıştır.
  • Hece veznini kullanma, sade dil denemeleri gibi farklı ve yeni özellikler görülmüşse de bunlar önemsizdir.
  • Ziya Paşa’nın yergiye dayalı seviyeli, temiz ve nazik bir hiciv üslubu geliştirmiştir.
  • Birçok beyti ya da mısrası günümüzde bile atasözü niteliğinde birer vecize olarak bilinmektedir.

Eserleri:

  • Hiciv: Zafername
  • Düzyazı: Rüya
  • Mektup: Veraset Mektupları
  • Şiir: Eş’ar-ı Ziya
  • Makale: Şiir ve İnşa
  • Anı: Defter-i Amal
  • Tercümeleri: Viardot’tan Endülüs Tarihî‘ni, Cheruel ile Lavallee’den Engizisyon Tarihî‘ni, J.J. Rousseau’dan Emil‘i, Moliere’den Tartuffe‘ü tercüme etmiştir.
GAZELGÜNÜMÜZ TÜRKÇESİYLE
Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm
Dolaştım mülk-i İslamı bütün viraneler gördüm
Kafirlerin (Avrupa) gezdim, güzel yerler, büyük ve süslü köşkler gördüm. Müslüman memleketler gezdim, hep yıkılmış, hep viran olmuş yerler gördüm.
Bulundum ben dahi Dârü’ş-şifa-yı Bâb-ı Âlî’de
Felatun’u beğenmez anda çok divaneler gördüm
Ben de bir zamanlar Bab-ı Ali denilen akıl hastanesinde bulundum, orada Eflatun’u beğenmeyen ne deliler gördüm.
Huzûr-ı kûşe-i meyhaneyi ben görmedim gitti
Ne meclisler ne sahbalar ne işrethaneler gördüm
Ben ne toplantılar, ne şairler, ne içki meclisleri gördüm; fakat hayatım boyunca huzurlu bir meyhane köşesi göremedim.
Cihan namındaki bir maktel-i âm’e yolum düştü
Hükümet derler anda bir nice salhaneler gördüm
Cihan adında, insanların topluca katledildiği bir yere yolum düştü. Orada hükumet denilen birçok mezbahaneler gördüm.
Ziya değmez humarı keyfine meyhane-i dehrin
Bu işretgehde ben çok durmadım amma neler gördüm
Ey Ziya dünya meyhanesini keyfi çekilen baş ağrısına değmez. Bu içki meclisinde çok durmadım ama neler gördüm.


II. DÖNEM TANZİMAT ŞİİRİ

1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı yada diğer adı ile bilinen 93 Harbi’nden sonra başlayan “İstibdat Dönemi” hayatın her alanında olduğu gibi edebiyatta da etkisi hissedilmiştir.

Şair ve yazarlar sıkıyönetimden etkilenmiş, baskılardan dolayı toplumsal konuları bırakıp bireysel konulara yönelmişlerdir.

ilk dönemde işlenen hak, adalet, millet, özgürlük gibi konular yerini ölüm, ayrılık, gurbet, sevgi gibi konulara bırakmıştır.

Sanat sanat içindir görüşü doğrultusunda eserler verilmiştir.

Dil oldukça ağırlaşmıştır. Sanatlı ağır bir dil kullanılmış, sadeleşme çalışmaları sekteye uğramıştır.

Bu dönemde kafiye göz için – kulak için tartışmaları yaşanmış, kulak için kafiye kullanılmaya başlanmıştır.

Divan şiiri nazım şekilleri biçimsel olarak değişmeye başlamış, Batı edebiyatından gelen yeni şekiller uyarlanmaya çalışılmıştır.

Divan edebiyatında ve I. dönemde olduğu gibi aruz ölçüsü kullanılmaya devam edilmiştir.

Tanzimat’ın ikinci kuşak sanatçıları: Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan, Muallim Naci, Samipaşazade Sezai, Nabizade Nazım,  Direktör Ali Bey ve Ahmet Cevdet Paşa

II. DÖNEM TANZİMAT ŞİİRİ TEMSİLCİLERİ

RECAİZADE MAHMUT EKREM (1847 – 1914)

  • II. Dönem Tanzimat edebiyatında “Üstat” olarak kabul edilmiştir.
  • Kafiyenin kulak için olduğunu savunmuş, Muallim Naci ile uzun süren edebi tartışmalara girmiştir.
  • Şiir, roman, hikaye, eleştiri, tiyatro ve edebiyat bilgileri gibi pek çok alanda eserler vermiştir.
  • Şiir dili oldukça süslü ve sanatlıdır.
  • Etrafına toplanan gençlere fikirleriyle ve sanatıyla yol gösterici olmuş, Servet-i Fünun edebiyatının kurulumuna önderlik etmiştir.
  • “Her güzel şey şiirin konusudur.” diyerek şiirin konu zenginliğine katkı yapmıştır.
  • Muallim Naci’nin Demdeme’sine karşılık Zemzeme adlı kitabı yazmıştır.
  • Oğlu Nijat Ekrem’in ve diğer iki çocuğunun ölümü onu bireysel ve hüzünlü eserler vermeye zorlamıştır. Onu “Mersiye şairi” haline getirmiştir.

Eserleri:

  • Şiirleri: Zemzeme, Nağme-i Seher, Tefekkür, Yadigâr-ı Şebap
  • Tiyatroları: Afife Anjelik, Çok Bilen Çok Yanılır, Vuslat (Süreksiz Sevinç)
  • Romanları: Araba Sevdası, Muhsin Bey
  • İnceleme: Talim-i Edebiyat adlı eseri onun edebiyata dair görüşleri içeren en önemli eseridir. Takdir-i Elhan

ABDÜLHAK HAMİT TARHAN (1852 – 1937)

  • Döneminde “Şair-i Âzâm” olarak adlandırılmıştır.
  • Divan şiirinin kurallarını yıkmış, Batı edebiyatında görüp beğendiği her şeyi şiirlerinde uygulamıştır.
  • Savruk bir dili vardır. Çok ince bir duygu ve üslubun yanında çok basit cümlelere de rastlamak mümkündür.
  • Şiirlerinde tezatlığı sıkça uygulamıştır. “Tezatlar Şairi” olarak da bilinir.
  • Tiyatroları sahnelenmeye uygun değildir. Pek çoğu okunmak için yazılmıştır.
  • Şiirlerinde en çok kullandığı temalar: ölüm, yokluk, umut, hiçlik, yurt sevgisi, metafizik…
  • Şair-i Âzâm, şiirlerinde genellikle aruz ölçüsünü kullanmış; birkaç şiirde hece veznini denemiştir.

Eserleri:

  • Şiirleri: Makber, Sahra, Validem, Ölü, Hacle, Bunlar Odur, Garam, Divaneliklerim yahut Belde, Yadigâr-ı Harp, Bâlâdan Bir Ses, İlham-ı Vatan, Kahpe yahut Bir Sefilenin Hasbihali.
  • Tiyatroları:  Mecara-yı Aşk, Sabr u Sebat, İçli Kız, Finten, Yadigâr-ı HarpDuhter-i Hindu, Ruhlar, Tayflar Geçidi, Tezer, Nesteren, Liberte, Sardanapal, Turhan, Kanuni’nin Vicdan Azabı, Eşber, Nazife, Abdullahü’s-Sagir, İlhan, Yabancı Dostlar, Arziler, Cünun-ı Aşk, Tarık, İbn-i Musa, Zeynep, Hakan

MUALLİM NACİ (1849 – 1893)

  • Yetişme tarzı ve zevki bakımından Divan edebiyatına daha yakındır.
  • Yenileşmeye kapılarını sadece aralamış, daha çok klasik edebiyat anlayışına bağlı kalmıştır. Batı edebiyatını tanıdıkça klasik edebiyatı küçük değişikliklerle yenilemeye çalışmıştır.
  • Türk edebiyatında eski-yeni tartışmasında eski edebiyat taraftarlarının öncüsü olmuştur. Gelenekçi şiir anlayışının temsilcisidir.
  • Şiirlerinde yalın ve sade bir Türkçe kullanmıştır.
  • Özellikle anılarını anlattığı nesirlerinde Tanzimat döneminin en sade dilini kullanmıştır.
  • Halk edebiyatı nazım biçimlerinden faydalanmıştır.
  • “Köylü Kızların Şarkısı”, köyden söz eden ilk şiirdir.
  • Recaizade Mahmut Ekrem ile kafiye tartışmasına girmiş, göz için kafiye fikrini savunmuştur.

Eserleri:

  • Şiir: Terkib-i Bend-i Muallim Naci Ateşpare (Ateş Parçası), Şerâre (Kıvılcım), Fürûzan (Pırıltılar), Sümbüle, Yadigâr-ı Naci (Ölümünden sonra yayınlanan şiirleri) 
  • Eleştiri: Muallim (Gazete yazıları), Demdeme I-II-III, Yazmış Bulundum (Gazete yazıları)
  • Anı: Ömer’ in Çocukluğu, Medrese Hatıraları.
  • Sözlük: Lügat-ı Naci.
  • Araştırma: Osmanlı Şairleri, İstilahât-ı Edebiyye 
  • Mektup: Muhaberat ve Muhaverat, Şöyle Böyle, Mektuplarım.
  • Oyun: Heder, Musa Bin Ebi’l-Gazan yahut Hamiyet.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz